27 şubat 2024 saat 02:26, SNA103 günlükleri
İçimde bir şeyler birikiyor ve ben bunları yazıya dökerek anlamlarına bir kısıtlama ve açıklık getiriyorum. Belki de sallandığında bile duyulsun istiyorum sesini ağacın kim bilir. Alanya sokaklarında yürüyorum, sesimi dalgalara bırakıp kale surlarını adımlıyorum. Sınırsız bir manzara içimdeki sınırsızlığı bana hatırlatıyor ama ölüme olan inancım da her zaman içimde kıpırdamayı sürdürüyor. Bir şeyler yazmam gerekiyor ve o kıpırtıyı durmadan hissettiğimde neden zorlandığımı bilmeden yazmakta güçlük çektiğim dönemler oluyor. İzmir sokaklarında yürüyorum, Kordon'da bir kafede gece yarısı kahve içip durgun saatleri izliyorum, düşünmek için düşünüyorum belki de. Durgun saatlerin ve zamanın kıyasıya betona döküldüğü bir yerde akışı kare şeklindeki dalgaların gümbürtüsü ile algılamaya çalışıyorum. İçimde sınırsız bir döngü var, Konak'ta iskeleye yanaşan vapurlara binmiyorum fakat gittikleri yerleri hayal etmeyi seviyorum. Konyaaltı'na giden nostalji tramvay yolunda hızlı adımlarla geziyorum, kulağımda acı dolu bir şarkı ama içimi ısıtan güneş ve bazı farkındalıklar var. Yağmurun yağmasını ve dinmesini istiyorum, gecenin sahile inmesini ve güneşin durmaksızın kollarımı yıkamasını. Taşlar topluyorum ama bunlar Jung'un taşları değil, onları daha çok birer müze sakini olarak algılıyorum. İzmir'de arkeoloji müzesi geziyorum, insanlığın mitleri ve benim mitlerim iç içe geçiyor, zamanın akışını ve durgunluğunu algılıyorum, gelişimi ve sessizliği, çağı ve çağların tortusunu üzerime sürüyorum, kısa süre sonra bir nergis kokusu siniyor bana. Yazıyorum, yazıyorum, yazıyorum. Cümlelerin hakkını vermek için yürüyorum, içimde yalnız yalnızlık varken Stavrogin ne demek onu öğrenmekle meşgul ediyorum kendimi. Anlamlar yüklüyor sonrasında vazgeçiyorum, yüklediğim anlamları geri çekiyorum ve sonra aylar yıllar sonra tekrar bahşediyorum. Rumelifenerinde bir meteor düşüyor ve altında düşüncelere dalıyorum, hayatımda bir meteor kadar bile durmayan insanların hüznünü duyuyor ve yarınsız insanların gecelerini anlamak için denize uzun uzun bakıyorum. Karadenizin hırçınlığı beni ürkütmüyor ama o çılgın dalga sesleri insanı ürpertiyor. Sabiha Gökçene gitmek için metroya biniyorum, bir saati doldurmak için ne yapsam diye düşünürken vardığımda düşünmenin ne kadar anlamsız olduğuu fark ediyorum çünkü zaten bütün bu yol düşünmek içindi. Kimine varıyor kiminden uzaklaşıyorum, İlişkileri bitiriyor yenilerine başlıyorum, sıkılıp insanlardan kopuyor ve yeni insanlar aramanın değerini sorguluyorum. SNA 103te oturmuş düşünüyorum ve yazıyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder