29 nisan pazartesi saat 02:39.
Eternity and a day filmindeki bir sahneyi kendi yaşamımdan bir ana bahsettiğim için yazıyorum. Filmdeki bir anda, Alexandre ve çocuk arabayla bir sokağa gelirler ve çocuk arabada uyumaktadır. Alexandre arabayı durdurur ve çocuk uyumaya devam ederken köpeği arabadan çıkartır. Tam o anda karşıdan bir gelin müzik eşliğinde oynayarak gelir ve yanında büyük bir kalabalık vardır. Artık tesadüf müdür yoksa Alexandre bilerek ayarlamış mıdır bilinmez, evlenen erkeğin annesi uzun süredir şairin hizmetinde çalışmaktadır ve köpeği de o kadına bırakmak ister. Sonrasında bir süre gelinin oynamasını ve sonrasında damadı yanına alıp oynamaya devam etmesini izleriz. Bu birkaç dakikadan sonra Alexandr kadraja girer ve müzik kesilir, kameralar tekrardan tamamen şaire odaklanır. Alexandre kadına evliliğe dair hiçbir şey söylemeden köpeği kendisine bırakmak istediğini belirtir ve ancak bir süre sonra evlilik hakkında konuşur.
Sahne aşağı yukarı böyle. Peki sahnedeki sıra dışı unsur benim için ne? Film boyunca Alexandre'ı ve çocuğu izlerken, hiç beklenmedik bir anda dünyanın filmin içine teklifsizce süzülüşü ve şairin bunu ancak zamanla fark edebilmesi, bence çarpıcı olan budur. 26 nisan gecesi fen fakültesi önündeki ıhlamurları koklayarak ve dolunayı izlerken "ıhlamurların arasından" adlı şiirimi yazdım bir gece yarısı. Bu şiiri yazarken aklım hayallerle ve olasılıklarla doluydu ve bunların hepsinin yaşadığım haldeki dünyayla ilişkileri olsa da, hiçbiri tam olarak şu anki dünyam değildi. Şiiri yazıp uzun süre close up müziğini dinledikten sonra yurda doğru yürürken ömer meydanına vardığımda yaşadığım anı filmde bahsettiğim sahneye benzettim. Ömer meydanına vardığımda aklım hala hayallerle doluydu ve şu an var olduğum dünyada değildim çoğunlukla. Fakat ilerledikçe, gecenin dördünde temizlik yapan ve ortalığı düzenleyen birçok temizlikçi abla gördüm ve muhtemelen hiçbiri bir anlık hariç benim farkıma bile varmadı ve işlerine devam ettiler. Bense onlara yazdığım şiirden ve ıhlamurlardan bahsetmek istedim sanırım ama dünyada hiç kimsenin o an yaşadığım şeyi benim yaşadığım haliyle algılayamayacağını da biliyordum tabii ki. Yani aynı Alexandr'ın kendi planları ve kendi hayallerine kapılı halde dünyadan kopup çevresini bir bakıma bencilce çok geç fark etmesi gibi ben de o an, çalışmak zorunda olan kadınları durdurup ıhlamurları anlatma arzusu duymuştum. Dolayısıyla, Angelopoulos'un filminde gösterdiği bu sahne, şiir yazım sürecine de ışık tutuyor bence. Dünyanın içinde olup kendi dünyanı oluşturmaya da.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder