4 Haziran 2025 Çarşamba

Reflection16: Arkeologlar

 Gel iki arkeolog olarak oturalım karşılıklı, aradan ve aramızdan geçen yılların yabancılaştırdığı iki meslektaş halinde inceleyelim kişisel tarihlerimizi. Yılların, insanların, düşlerin, gülüşlerin sızdığı zaman boşluklarını; anılardan devşirdiğimiz küreklerle kaldıralım da rüzgar tekrardan saçlarımızı aynı yöne düşürsün. Kendi tarihine yabancı kalmış bir küçük sürgün çiçek olmamak için kendime zihnimde yarattığım tarihimi gerçek kılalım mı? Nedir sahiden bu heykeller, kim koydu bu camdan sarayı ikimizin tam ortasına? Aynı filmin farklı sahnelerine bile sığamadık neden? Bir kilisede bağdaş kurmuş Staretz, uzaktan bizi izliyor, peki köyün imamı nerede? Gözlerin üşümüş, bakışların donmuş, kırılmışsın, pişmanlık denen illet bıraktı mı yakanı? Bu ömrünü hücrede geçiren, kumdan akıl hastanesinin delileri niye şiir yazıyorlar kanlarıyla duvarlara? Karanlık gecelerde ışıklı otoyolardan geçip vardığım donmuş göllerde imgen neden peşimi bırakmadı? Sana yazılanları hep başkaları okudu, sana söylenenleri duydu başkaları, şimdi bizzat sana söyledikçe anlamını yitiren kelimeler senin olmadığın günlerde nice kıvançla doldurdu gönlümün en serin köşelerini. Unutulmamayı, anlaşılmayı uman ve denizi seyreden şu martıyı yerinden koparıp atan dalgalar bir gün dinecek mi? Dağları titreten yağmur kelimelerimin kirini söküp attığında içini parçalamış cümlelerimin zehri geçecek mi bağrından? Peki hafızamın en uzak köşelerine kadar sinmiş varlığın, var olmadığın anılara bulaşmayı ne zaman bırakacak?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder