Bu açıdan bakıldığında tarih, sadece bireyin önünde yükseldiği büyük panorama değildir. İnsanın orada dışarıda keşfettiği, tarihin devindirici temel güçleri birey tarafından yaratıcı canlılık olarak kendi içinde deneyimlenmelidir ve deneyimlenebilir ki Herder bu bağlamı gemi yolculuğunda neredeyse taşkınca yaşamıştır. Sadece yaratıcı ilkeyi kendi bedeninde deneyimleyen kişi, bunu dışarıda dünyanın ve doğanın akışında da keşfedecektir. Goethe bu düşünceyi sonradan Vecizeler’inde şu cümleyle özetleyecektir: Tarihi kendi üzerinde yaşamış hisden başka hiç kimse tarih üzerine yargıda bulunamaz.
Bu cümleler Rüdiger Safranski'nin Romantik adlı kitabından alınma. Bireyin estetik algısından felsefi yönelimlerine kadar tarihin oynadığı büyük rol yeterince incelenmiş değil. Örneğin romanın gelişimine bakalım, kendi roman beğenimi inceledikçe fark ediyorum ki romanın tarihsel gelişimiyle paralel bir estetik algısı şekillendirmişim ve 21.yaşımda 20.yüzyılın 2.çeyreği civarlarında dolaşıyorum. Eskiden sahip olduğum çılgın Dostoyevski hayranlığı geçmiş değil fakat 19.yüzyılın diğer büyük gerçekçi yazarlarına olan hayranlığım dönemlerine olan katkılarını anmaya indirgenmeye başladı. 19.yüzyıl romanı birçok açıdan Newtonian bir dünya görüşüne sahip, zamanın mutlaklığı ve determinizm karakterlerin yaşadığı dünyayı o dönemin bilimsel algısına paralel bir dünyaya sürüklüyor. Karakterler ister birer kral yahut prens isterse sıradan memur olsunlar büyük çarkların içinde birer dişlidirler ve Rastignac yahut Raskalnikov örneklerinde olduğu gibi bunu sorgulasalar da yine de bu mutlak evrenin mutlak ögeleri olmaya devam ederler. Fakat buradaki dişli olma durumu Kafkaesque bir yönelim değildir, insanlar bunun doğal olarak farkındadırlar ve bundan şikayet edenler bile o evrenin üyesidirler, Joseph K. gibi evrenin dışında yaşayan ve evrenin etkileriyle hayatları değişen karakterler değillerdir. Dolayısıyla bütünsel bir anlatım ve karakterlerin birbirlerine olan bağlarının determinist networklerle olması göze çarpar. Bu networkler iyi kurgulanmışlardır ve anlatımda hatalar yahut çelişkiler okurlar açısından negatif puan olarak görülür yazarların hanesine. Dolayısıyla yazarların zengin kökenlerden gelmesi gayet doğaldır çünkü bu tarz büyük ve çelişkisiz eserleri yazabilmek için ciddi miktarda rahatsız edilmemiş zamana ihtiyaç duyulur. Enteresan ve bana göre hoş olan bir şekilde, Dostoyevski bunun dışında kalmıştır. O, 19.yüzyılın diğer büyük romancılarının aksine kusursuz kurgulara değil tam aksine çelişkiler ve eksiklerle dolu kurgulara sahiptir, networkler tesadüfler sonucu oluşur ve yıkılır ve tam olarak ne olduğu anlaşılmayan birçok unsur karakterleri birbirlerine bağlar. Gerek kumar borcu gerek diğer nedenlerden kaynaklı zamansal sıkıntıları da onun uzun uzadıya kurgulamasını engeller ve aceleye getirilmiş bu eserlerde determinizmin yıkılışının ilk emareleri görülmeye başlanır. Her ne kadar zamansal mutlaklığı yıkmamış olsa da, O, mistik yönelimli dünya görüşüyle neden sonuç ilişkilerinin kesinlik ibraz eden saygınlığıyla savaşmayı ilk başaranlardan biridir ve 20.yüzyıl romancılarına önemli bir rotayı göstermiştir. Zaten 20.yüzyıl romancılarının aşağı yukarı hepsinin Dostoyevski'den ciddi şekilde etkilenmesi fakat diğer 19.yüzyıl yazarlarından pek de bahsetmemesi tesadüf değildir. Determinizmin yavaş yavaş yok olması kurguya yepyeni soluklar getirir çünkü artık yazarlar pek bilindik nedenlerin sonuçlarını kendileri tayin edebilmektedir. Bu durumun açtığı yeni imkanlar, 20.yüzyıl romancıları tarafından fütursuzca kullanıldı ve onlarca hatta belki de yüzlerce yeni dünya kanunları yaratıldı. Kimileri bu kanunları kanunların nasıl işleyeceğini teste tabi tutmak amacıyla ütopya yahut distopya yazarak deneyimledi fakat asıl benim ilgimi çekenler dünyadan tamamen kopmadan, pek bilindik nedenleri pek bilindik sonuçlara ilginç şekilde bağlayabilenler oldu. Distopya yazmanın çekici taraflarını bir kenara bırakıp, dünyanın, toplumların ve zihnin işleyişini daha iyi algılayabilmek için kendi kurallarını her daim dünyaya uydurmaya çalışan bu yeni nesil roman anlayışı benim için en değerlisi. 20.yüzyıl bilimiyle paralel gelişen ve yasaların yeniden inşaası sürecine katkıda bulunan bu romancılar, iyi anlaşıldığı sanılan toplumların işleyiş mekanizmalarının arkasındaki çürükleri insanlığa gösterdiler ve dökülecek kanları önceden tahmin ederek insanın içindeki o olası canavarın mutlak zaman ve mutlak evren anlayışıyla anlaşılamayacağını kanıtladılar. Dünyanın basit neden sonuç zincirleriyle işlemediği, zamanın akışının lineer olmadığı fikirleri romanları süsledi ve ortaya bilişsel algının dünyaya yansıtıldığı müthiş bilinç akışı romanları çıktı. İnsanların kendilerine öğretilen bilgileri yadsıdığı ve büyük insanlık hayallerine kanmayı bıraktığı dönemlerde, bireylerin bilincinden fışkıran patolojik fikirler her şeyin kabul gördüğü bu dönemde filtrelere tabii tutulmaksızın aramıza karıştı ve birçok insanı zehirledi. Fakat bütün bu fikir bolluğuna rağmen, insanların zihninde kirlenmeden kalmayı başarmış topraklarda yalnızca gerçekle bağını koparmayan fikirler filizlendi ve zehirli olanlar zehirledikleriyle beraber yok olup gittiler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder