Benim epistemolojimde üç farklı bilgi tipi bulunur:
1-)Poetik Bilgi
2-)Bilimsel Bilgi
3-)İslami Bilgi.
Bu tarz bir ayırma, çok hızlı bir şekilde neredeyse bu konu hakkında düşünen herkes tarafından şiddetli itirazlara maruz kalacaktır. Örneğin muhtemel bir müslüman tipi üçüncünün diğer ikisini de içerdiğini savunacaktır dolayısıyla ayrım gereksizdir diyecektir, hatta bazı müslümanlar üçüncü hariç diğer ikisini reddecek diğer kimi müslümanlar da biri veya ikiyi reddetecektir. Materyalist ve naturalist biriyse muhtemelen bir ve üçü redddecek, olası tek bilgi kaynağının bilim ve empirik gözlem olduğunu savunacaktır. Zamanının tümünü heykel yaparak yahut şiir yazarak geçiren bir sanatçıysa ikiyi veya üçü belki de ikisini birden reddecektir. Dolayısıyla bu ayrımı savunan bir insanın, epistemoloji üzerine kafa yoran neredeyse herkesle karşı karşıya gelip görüşlerini savunabilecek bir durumda olması gerekmektedir. Ben de bu yazıda kendi argümanlarımı güçlendirmeyi planlıyorum. Bu olası karşı çıkmaların ne gibi argümanlar getireceğine şu ana kadar gerek kitaplardan gerekse de bu fikirleri savunan insanlar aracılığıyla karşılaştığım için olabildiğince detaylı olmaya çalışacağım.
İkna edici argümanların yanı sıra bazı matematiksel yöntemler de kullanmayı planlıyorum. Örneğin, bu üçlünün birbirleriyle ikili ilişkilerini teker teker kanıtlarken poetik bilgi-bilimsel bilgi arasındaki ilişki sorununu çözmek için İslami Bilgi'yi bir köprü olarak kullanmayı düşünüyorum. (A ~ B ^ B~C ----> A~C) Burada A'yı poetik bilgi, B'yi İslami bilgi, C'yi ise bilimsel bilgi olarak almayı düşünüyorum. Dolayısıyla, A ~ B ile B~C ilişkilerini kanıtlayabilirsem poetik bilgi ile bilimsel bilgi arasında da bir geçit kurabileceğime inanıyorum. Daha öncesinde bilimsel bilgi ile poetik bilgiyi bir Möbiüs şeridinin iki yüzü gibi düşünmüştüm. Fakat elbette ki Möbiüs şeridinin sadece bir yüzü var, dolayısıyla bir yüzde yeterince yürüyen bir karınca herhangi bir sınıra çarpmadan "diğer" yüze ulaşabilir. Buradaki kritik nokta elbette ki "yeterince" yürümek, dolayısıyla yola yeni çıkmış birinin bu bağlantıyı anlayamaması gayet doğal. Konuyu fazla dağıtmadan şunu da söylemem gerekiyor, bu bağlantıların kurulabilmesi için elbette ki öncelikle bağlantısı kurulan şeylerin var olduğu kanıtlanmalı. Dolayısıyla olay sadece bağlantı kurmaktan ibaret değil. İlk olarak poetik bilginin varlığından başlamak istiyorum.
Poetik bilgi nedir? "Poetic" kelimesinin tanımıyla başlayalım: 'having an imaginative or sensitively emotional style of expression'. Burada üç kelime göze çarpıyor, 'imaginative', 'emotional' ve 'expression'. Dolayısıyla poetik bir ifade, her şeyden önce bir 'expression', bir içsel dışa döküm yani içten başlayıp dışa doğru hareket eden bir süreç. Daha şimdiden bilimle ne kadar farklı olduğunu anlayabiliyoruz. Fakat elbette ki kaynakları itibariyle içsel olduğu iddia edilen poetik eserler bile büyük çoğunlukla dıştan besleniyorlar, gözlemler ve betimlemeler işin çok net bir parçası. Fakat gözlemlerin ve betimlemelerin amacının genelde bilgi vermek olmadığı da açık, dolayısıyla tekrar edilebilir ve açıkça anlaşılabilir bir tarafı yok bu geleneksel anlamda bilgi vermeye çok yakın olan sürecin. Materyal bilimci bir adamın betimlemesiyle farkı düşünebilirsiniz. Fakat burada, göz ardı edilemeyecek kadar önemli bazı detaylar var, imaginative kelimesi bence en önemlisi. Orada duran bir masanın olası formları üzerinde gezinen ve kendi istediği için nesnel gerçekliği eğip bükebilen bu imaginative aktivite, hiç kimsenin daha önce göremediği ve varlığı şüpheli bazı detayları da bize aktarabilmektedir. İşte bu detaylar ve bu detayların bir araya gelerek oluşturduğu bütün bize poetik bilginin varlığını göstermektedir. Tanpınar genç bir kıza yazdığı mektubunda kendi çocukluk dönemine dair şöyle bir anıya yer verir:
"Bu evle yandaki evin arasındaki boşluktan yine güneşin bütün bir saltanat içinde dinlendiği durgun denizi gördüm. Hiçbir şey insana bu kadar yakın ve buna rağmen ezici şekilde güzel olamazdı. Manzara, söylediğim gibi, benim için yeni değildi. Gideceğim evin denize bakan herhangi bir yerinden Nail ile dama oynadığımız taraçadan da görebilirdim. Fakat o anda yeni bir şey gibi görüyordum. Bir iki dakika büyülenmiş gibi bu manzaraya baktığımı hatırlıyorum. Denizin ve aydınlığın dersi miydi? Böyle olsa bile o anda zihnimde herhangi bir vuzuh yoktu. Sadece mühim bir şey olduğunu biliyordum. Zaten gördüklerimi zihnî hayatıma nakledebilecek bir bilgim yoktu.Çocuk denecek seviyede ve sadece roman okumayı seven bir adamdım. Bununla beraber, çözülmesi gereken psikolojik bir muamma karşısında bulunduğumu ve bunun benim gördüğüm şeyle kaynaşan şey arasında halledileceğini sezdim. Bu manzaranın sırrını çözebilsem, çözersem, çözebilirsem kendim için her şeyi halletmiş olacağıma kani idim. Fakat henüz çare ve fırsatlara sahip değildim. Bu ancak büyülenme kelimesiyle anlatılabilecek bir histi. Fakat galiba bu da yetmez, hakikat şu ki, üzerimde bir türlü çözemediğim bir sır, gelecek zamana ait bir ders tesiri yapıyordu." Bu alıntıyı buraya eklememin nedeni aslında Tanpınar'ın burada kapıldığı o çözme isteğinin, o önemi kavrama için yanıp tutuşmasının bence tam olarak poetik bilginin sınırlarına gelmesi ve öğrenme isteğiyle kavrulmasıyla alakalı olmasıdır. Ortada çözülmesi gereken bir psikolojik muamma vardı çünkü bu estetik duyumun hem insanın kendisine karşı hem de estetik duyumunu aldığı nesneye karşı çok şey anlattığı anlaşılıyordu. İnsanın kendisini tanıması için sahip olduğu en güçlü araçlardan biri bu estetik algı aslında ve Tanpınar'ı hayatını adamaya karar verdirecek düzeyde güçlü duyumsanabiliyor. Birkaç itiraz aklıma geliyor şu anda:
"Bir şeyin duyumsanıyor olması onun bilgi olduğu anlamına gelmez. Bu anlama gelse de bu bilginin önemli olmasını zorunlu kılmaz. Örneğin çay içerken ağzın yanması çayın sıcak olduğunu gösterir bir bilgidir, fakat pratik veya teorik anlamda neredeyse hiçbir değeri yoktur. Dolayısıyla, denizi izlerken heyecan duyan bir şairin duyumsadığı şey poetik bilgi olarak yeni bir kategoriyle adlandırılacak kadar değerli değildir,ufak bir dalgalanmadan ibarettir. Bir şairin hayatını buna adaması da önemine dair bir kanıt değildir, hayatını kumara adayan çok zeki insanlar da bulunuyor sonuçta ama kimse buradan yola çıkarak kumarın bir bilgi kaynağı iddiasında bulunup kumarsal bilgi diye bir alan açmıyor."
Gayet makul bir itiraz fakat kaçırdığı nokta poetik bilginin kapsamı ve gücü. Tarkovsky'e başvuralım:
"Sanatın amacı, insanın kendisine ve çevresindekilere bu gezegende ne aradıklarını, neden yaşadıklarını, varlık sebeplerinin ne olduğunu açıklamaktır. İsterseniz açıklamak yerine, insanlara bu soruyu sormak, onları bu soruyla yüzleştirmek de diyebiliriz."
Dolayısıyla poetik bilgi bizi sıradan soruların ve sıradan bilgilerin çok ötesinde bir noktayla birleştirir, kapsamı insanın ulaşabileceği son noktalara ulaşır. Peki gücü var mıdır? İnsanı varoluşun en temel noktalarına taşıyan bu aracın başıboş gevezelikten farkı var mıdır? İşte bu noktada sanırım sanata inanmanın ve duyumsamak için çabalamanın zorunlu olduğu kanısına varıyorum. Konu buraya gelince burun kıvırmaların artacağı da muhakkak, fakat ne İslami bilgi ne de bilimsel bilgi insanlar ona inanmadığı sürece inanmayan insan için bir anlam ifade edecektir. İslami bilgi için bu nokta açık, peki ya bilimsel bilgi? Bilimsel bilgi yoluyla yapılmış bir ilacı kullanmayan ve faydasını reddeden bir hastayı düşünebilirsiniz, elbette ki bilimsel bilgi ona inanan insan sayısına göre şekillenmez(bu da şüpheli bir konu ve üzerine eğileceğim.) fakat bir insanın bilimsel bilginin dallarını ve detaylarını anlayabilmek için sağlam bir eğitimden geçmesi ve süreçteki pürüzlerin giderilebilir olduğuna inanması gerekir. Bugün quantumdaki içsel sıkıntılar insanların quantuma inanmasını engellemiyor, çözmek için uğraşmaya yöneltiyor. Benzer bir durum poetik bilgi için de geçerli, insanlar sanatsal faaliyetler sonucu bulduğu / edindiği bilgilerin kendileri ve dünya üzerindeki değişimlerine ancak inanarak ulaşabilirler. Güzellik duygusunun da şiddetli bir inançla sağlam bir bağı vardır. Dolayısıyla poetik bilgi araştırdığı hususlar itibariyle kimilerine muğlak gelse de ne önem, ne kapsam ne de güç açısından zayıf değildir, sanata olan inanç ve düzenli bir birliktelik bu anlayışın kuvvetlenmesine yol açacaktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder