16 Mayıs 2024 saat 03:57.
Yakın bir zamanda Alim Kasimov'u keşfettim, instagram'da gördüm A Trace of Grace'in 5.dakika sonrasındaki kısımdan bir kesitini. Bu tarz doğudan esintiler beni çok sayıda hisse aynı anda gark etme kabiliyetine sahip. Yaşanmış ve yaşanmamışları düşündürme üzerine de çok başarılı. Örneğin geçen sene Ocak'ı hatırlatıyor, Karitas dinlediğim günleri, biraz da sevmeyi ve beklemeyi. İnsan geçmişe hangi gözlerle bakıyor? Kimse, Nietzsche'nin kendisi de dahil buna, Da Capo'yu kabul edemez, sonsuz bir deliliktir o. Fakat melankolik bir gece, geçmişe dönüp bakmak insana ne hissettirir?
çekme ey dost, bugün kırların eteğine beni,
yoktur o ay, götürme bu temaşaya beni.
Evet, geçmiş gitti artık, yoktur o ay, lakin insanın içinde yaşayıp duran, kıpraşan bu hisler zamanın düşündüğümüz şekliyle akmadığına bir delil midir? O temaşa, içimizde sürüp gidiyor mu? Bilimi eğip büküp rastgele sonuçlar çıkarmayı hiçbir zaman sevmedim fakat şu an bu duyarlılığı bir kenara bırakmak daha tatlı geliyor. O; geçmişin, şimdinin ve geleceğin evrenin farklı noktalarında aynı anda bulunduğunu söyleyen spekülatif teoriler mesela. İnsan da bir evren olduğuna göre, içimizde yaşayıp gidiyor bütün bunlar. Kimine ulaşımımız sınırlı, kimine belki de hiç ulaşamayacağız ama geçmişten ulaşabildiğimiz bazı kesimlerin içimizde titreşip durmasıyla varlıklarını hatırlatanlar da var. Belki de insanın da bir geçmiş ışık konisi vardır, anılarından onu etkileyenleri görebiliyordur orada. Ay, orayı aydınlatmaktadır, temaşa da o temaşadır. Hüzün de bir mercek sunuyor bize, bir filtre, o ince keskin tatlı hüzün, geçmişe bakarken kendisinin oluşumunda büyük rolü olan anıları hatırlatıyor bize. Kimileri kırık camlar ardında, insanın içini kesen ve yakan ama hatırlanmaya değer anılar bunlar.